top of page

Elektronik Ticaret Platformlarının Sorumluluk Rejiminde Yeni Dönem, Artan Sorumluluk Çağı: Anayasa Mahkemesi'nin Dönüştürücü Kararı

  • 13 Tem
  • 5 dakikada okunur

Giriş

Anayasa Mahkemesi ("AYM"), 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2024/187, K.2026/42 sayılı kararıyla ("Karar") elektronik ticaret hukukunda köklü bir dönüşümün kapısını araladı. Karar, 2 Haziran 2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olup yürürlük tarihi yayım tarihinden itibaren dokuz ay sonrasına, yani 3 Mart 2027'ye bırakılmıştır. Bu süre, hem yasama organına hem de sektör aktörlerine hazırlık için tanınan kritik bir penceredir.

 

Davanın Arka Planı

İtiraz başvurusu, elektronik ticaret platformu üzerinden satın alınan ayıplı bir mal nedeniyle tüketicinin uğradığı manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından yapıldı. Mahkeme, mevcut düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine vararak iki ayrı hükmün iptali için AYM'ye başvurdu.

 

İptal Edilen Hükümler

 

AYM, iki temel yasal düzenlemeyi tüketici sözleşmeleri yönünden Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti.

  • Birincisi**, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un ("TKHK") 48. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "...ile 11 inci..." ibaresi. Bu ibare, aracı hizmet sağlayıcıların satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil ettiği durumlarda ayıplı mala ilişkin tüketici haklarından (TKHK m. 11) müteselsil sorumlu tutulmayacağını öngörüyordu. İptal kararıyla birlikte bu muafiyet ortadan kalkmaktadır.

  • İkincisi**, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un ("ETDK") 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası. Bu fıkra, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, aracı hizmet sağlayıcıların hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu olmadığını düzenliyordu.

 

AYM'nin Gerekçesi: Pasif Aracıdan Aktif Aktöre

Kararın özü, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının artık "salt teknik aracı" olarak nitelendirilemeyeceği tespitine dayanmaktadır.

AYM'ye göre, günümüzün büyük e-ticaret platformları ticari faaliyetleri üzerinde yalnızca teknik bir altyapı sunmakla kalmayıp kimi zaman satışa konu mal veya hizmetler hakkında bilgi sahibi olmakta, hatta bu süreçte belirli ölçüde kontrol ve yönlendirme yetkisi kullanmaktadır. Bu nitelikteki aracılar, karşılaştırmalı hukukta da "aktif aracı hizmet sağlayıcı" olarak tanımlanmaktadır.


Mahkeme bu tespite dayanarak şu değerlendirmeyi yaptı: Tüketicinin zaman zaman satıcıya doğrudan ulaşması mümkün olmayabilir; bu durumda aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğunun tamamen kaldırılması, tüketicinin uğradığı zararın karşılanamaması sonucunu doğurabilir. Söz konusu durum, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin devletin pozitif yükümlülükleriyle ve 172. maddesinde yer alan tüketiciyi koruma ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Menfaatler dengesi bozulmuştur: Mevcut hükümler, aracı hizmet sağlayıcıların aktif rol üstlendiği durumlarda bile tüketicilere aşırı bir külfet yüklemekte ve taraflar arasındaki dengeyi tüketici aleyhine bozmaktadır.

 

Karşı Oy: Ekonomik Dengelere İlişkin Uyarılar

 

Bir Üye karşıoyunda, çoğunluk kararına katılmadığını ifade ederek birkaç önemli noktanın altını çizdi:

Karşıoya göre mevcut düzenlemeler, aracı hizmet sağlayıcıları mutlak bir sorumsuzluk rejimine tabi kılmamaktadır. TKHK kapsamında ön bilgilendirme, kayıt tutma, cayma hakkı ve kampanyalı satışlar gibi pek çok yükümlülük zaten yürürlüktedir. Ayıplı maldan doğan kusursuz sorumluluk rejiminin aracı hizmet sağlayıcılara uygulanması, platformların mali risklerini genişleteceğinden hizmet fiyatlarını artırabilir ve bu maliyetler nihayetinde tüketicilere yansıyabilir. Dahası, bu yük bazı aracı hizmet sağlayıcıların piyasadan çekilmesine, dolayısıyla rekabetin zayıflamasına yol açabilir. Karşıoy, Yargıtay kararlarına da atıfla, hâlihazırda aktif rol üstlenen aracı hizmet sağlayıcıların mevcut mevzuat çerçevesinde dahi sorumlu tutulabildiğini vurgulamaktadır.

 

Kararın Olası Sonuçları

Bu Karar, elektronik ticaret ekosistemini birden fazla katmanda etkileyecektir.

  • Tüketiciler açısından; en somut değişiklik, ayıplı ürün veya hukuka aykırı içerik durumunda artık yalnızca satıcıya değil, aracı platforma karşı da doğrudan dava açılabilmesidir. Özellikle satıcıya ulaşılamayan ya da satıcının tüketiciyi karşılaştırma gücü bulunmayan durumlarda bu güvence büyük önem taşımaktadır.

  • Platformlar açısından; ise mevcut iş süreçlerinin, ürün ve satıcı denetim mekanizmalarının ve sözleşme yapılarının gözden geçirilmesi zorunlu hâle gelecektir. Platformların platform kurallarını, satıcı onboarding süreçlerini, kalite denetim prosedürlerini ve sigorta/teminat yapılarını kararın öngördüğü sorumluluk çerçevesine göre yeniden yapılandırması gerekecektir. Hukuki risk değerlendirmelerinin ve uyum programlarının güncellenmesi kaçınılmazdır.

  • Satıcılar açısından ise müteselsil sorumluluk rejiminin genişlemesi, hem platformlarla yapılan sözleşmelerin hem de ürün kalitesi standartlarının yeniden ele alınmasını gerektirebilir.

  • Yasama açısından; iptal kararının dokuz aylık ertelemeli yürürlüğü, TKHK ve ETDK'nın ilgili hükümlerinin yeniden kaleme alınması için bir pencere sunmaktadır. Kanun koyucunun, aktif/pasif aracı ayrımını netleştirecek ve sorumluluk eşiklerini belirleyecek yeni bir düzenleme çerçevesi oluşturması beklenmektedir. Bu süreçte AB'nin Dijital Hizmetler Tüzüğü (DSA) başta olmak üzere karşılaştırmalı hukuk düzenlemelerinin de referans alınması kuvvetle muhtemeldir.

 

Hukuki Değerlendirme ve Görüşlerimiz:

Böyle bir sorumluluk gerçekten mümkün mü?

AYM'nin kritik tespiti "aktif aracı" kavramı üzerine kurulu. Pasif bir aracı, yani yalnızca teknik altyapı sağlayan ve içeriğe müdahale etmeyen platform, karşılaştırmalı hukukta da sorumluluktan korunmuştur; AB'nin eski E-Ticaret Direktifi'nde (2000/31/EC) ve 2022 tarihli Dijital Hizmetler Tüzüğü'nde (DSA) bu ayrım açıkça yer alır. Sorun şu ki büyük e-ticaret platformları artık gerçek anlamda pasif değil: satıcı seçme, ürün listeleme kriterleri belirleme, önerme algoritmaları çalıştırma, reklam ve kampanya yönetimi yapma gibi faaliyetlerle ticari süreci fiilen şekillendiriyorlar. Bu ölçüde aktif bir aktörün yalnızca "teknik aracı" kalkanının arkasına sığınması, hem hakkaniyet hem de hukuki mantık açısından güçleşiyor.

Tacirler (satıcılar) açısından ise sorun farklı bir boyut taşıyor. Satıcı, sözleşmenin tarafıdır ve ayıplı maldan kusursuz sorumlulukla zaten sorumludur. Tartışmalı olan, platformun bu sorumluluğa ortak edilip edilmeyeceği.

 

Bu konuda Bazı Kriterler Önem kazanmaktadır.

Menfaat dengesi sağlanmış mı?

AYM kararında benimsenen görüş, dengenin tüketici aleyhine bozulduğunu ve platformun aktif rol oynadığı durumlarda sorumsuzluğun anayasal güvencelerle bağdaşmadığını söylüyor. Bu argüman hukuki zeminde tutarlıdır.

Karşıoy ise farklı bir menfaat katmanına dikkat çekiyor: Kusursuz sorumluluk rejimi platformların mali riskini artırır, bu risk hizmet fiyatlarına yansır, satıcı komisyonları yükselir ve nihayetinde tüketici daha pahalıya alışveriş yapar. Yani tüketiciyi korumak amacıyla getirilen yükümlülük, dolaylı yoldan tüketiciyi zarara uğratabilir. Bu ekonomik kaygı spekülatif görünse de AB'nin DSA müzakerelerinde de benzer endişeler dile getirilmişti.

Denge konusunda söylenebilecek en nesnel şey şu: Menfaat dengesi ancak sorumluluktan kurtulma yolları iyi tasarlanırsa sağlanabilir. Sınırsız ve kategorik sorumluluk da, sınırsız ve kategorik muafiyet de dengesizdir.

 

Sorumsuzluk ispatı hakkı var mı?

İncelediğimiz AYM Kararının açık bıraktığı en kritik soru budur. Mevcut iptal kararı, kategorik muafiyeti ortadan kaldırıyor; ancak yerine gelecek yeni düzenlemenin şeklini yasama organına bırakıyor. Karşılaştırmalı hukukta bu boşluğun doldurulmasında iki temel model kullanılıyor:

Birincisi bilgi temelli sorumluluk modelidir. DSA'nın benimsediği bu yaklaşımda platform, hukuka aykırılıktan haberdar olduğu ve gerekli önlemi almadığı takdirde sorumlu tutulur. Haberdar olmadığını ispat eden platform, sorumluluktan kurtulabilir. Bu model "notice and takedown" mekanizmasıyla işler.

İkincisi ise kontrol temelli sorumluluk modelidir. Platform, mal veya hizmet üzerinde ne ölçüde kontrol ve yönlendirme yetkisi kullandıysa o ölçüde sorumlu tutulur. Kontrol yoğunluğu arttıkça sorumluluk da ağırlaşır; platform pasif kaldığını kanıtlarsa sorumluluktan kurtulabilir.

Türk hukukunda izlenecek yol dokuz aylık süreçte netleşecek. Şayet yeni düzenleme sorumsuzluk ispatına kapı aralamaz ve kusursuz müteselsil sorumluluk modelini olduğu gibi genişletirse, karşıoyun öngördüğü ekonomik etkiler gerçeğe dönüşebilir. Bu nedenle sektörün bu süreçte aktif biçimde yasama sürecini takip etmesi ve "aktif/pasif ayrımı" ile "sorumsuzluk ispatı" mekanizmalarının yeni düzenlemede açıkça yer alması için girişimde bulunması büyük önem taşıyor.

Kısacası: Sorumluluk gerçek ve hukuki temeli sağlam, ancak yeni çerçevenin sorumsuzluk ispatına yer tanıması hem hakkaniyet hem de ekonomik denge açısından zorunlu görünüyor. Aksi hâlde Karar, tüketiciyi koruma amacını aşarak piyasayı bozucu bir etki yaratabilir.

 

Karar, tek başına bir "iptal kararı" olmaktan öte, Türk elektronik ticaret hukukunun sorumluluk paradigmasını yeniden çizen bir dönüm noktasıdır. AYM'nin "aktif aracı" kavramını ön plana çıkarması ve devletin tüketiciyi koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerini vurgulaması, ilerleyen dönemde yapılacak yasal düzenlemelerin temel eksenini belirleyecektir.

 

3 Mart 2027'ye kadar süren dokuz aylık hazırlık döneminde, e-ticaret platformlarının, satıcıların ve hukuk danışmanlarının proaktif adımlar atması büyük önem taşımaktadır.

 

 

 


* Karar hakkında görüşleriniz, yorumlarınız, sorularınız veya konuya ilişkin hukuki danışmanlık için için Lexaria Hukuk Bürosu ile temasa geçebilirsiniz.

 

 

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page